İlk Yazılı Türk Tarihinden Alıntılar

Bilim adamları ‘süpergezegen’e mesajlar gönderdi. ‘’26 yılda bir cevap alabiliriz’’

‘’Rohingya çocuklarının aşırı yetersiz beslenmesiyle baş etmek için 76 milyon dolar gerek ‘’

Suudi Kadınlar önümüzde ki yıldan itibaren Spor Müsabakalarını Stadyumlarda izleyebilecekler

Değişme Süreci ve Türkiye

Siyaset 20 Haziran 2015
835

 

Yerel yönetimler, gelişmiş Batı ülkelerinde yirminci yüzyıla kapitalist devletin organik parçaları olarak girmişlerdir. Feodalizmin ekonomik süreçlerle tasfiye edildiği, monarşilerin gelişkin merkezileşmiş devlet gücünü miras bıraktığı bir ortamda, sanayi burjuvazisi iktidara doğrudan el koymuş ve on dokuzuncu yüzyıl bittiğinde devlet aygıtını çağdaş formuna kavuşturmuştur. Türkiye’de ise bütün bu süreç, emperyalizm gibi bir dış unsurun da eklenmesiyle yirmi birinci yüzyılın büyük bir bölümüne yayılmıştır.

       Yirminci yüzyılın başlarından itibaren Batı yerel yönetimleri kapitalist bölüşüm ilişkileri çerçevesinde etkinlik gösterirken, Türkiye’deki süreç kapitalizme geçiş sorunları çerçevesinde işlenmiştir. Sosyoekonomik zeminde feodal üretim ilişkilerinin ve feodal kentsel-kırsal kalıntıların varlığı, kapitalizme geçiş sürecine öncülük eden devletin yapısını doğrudan etkilemiştir. Feodalizmi tavsiye etmek gibi tarihsel anlamda ilerici bir misyon, devlette merkeziyetçi örgütlenmenin başlıca nedeni olmuştur. Batı modeline göre oluşturulan bütün bir üstyapı, yalnızca bu misyona katkıda bulunabilecek parçalara işlerlik kazandırılarak harekete geçirilmiştir.

       Kapitalizme geçiş sürecini güvence altına alma misyonu yüklenmiş bir devlette ‘’merkeziyetçilik varsa yerel yönetimler için tek mümkün durum güçsüzlüktür’’ savı anlamlı değildir. Gerçekte her büyüklükteki yerel yönetim birimi için tek bir yasal temel vardır. Bu temel, kapitalist üretim ilişkilerine dayalı oluşumu düzenlemeyi üstlenecek bir kurumlaşmayı ve karar mekanizmasını öngörür. 1930 tarihli Belediye Kanunu da böyle bir temel öngörmüştür. Yasanın yaşına karşın hala geçerliliğini koruması da bu özelliğinden kaynaklanmaktadır. Ancak yasal temelin genel bir yönetim sistemi getirmesi, seçmeci uygulamalara engel değildir. Ülkemizde tüm belediyeler için tek bir yasal temel geçerliyken, kapitalist üretim ilişkilerinin çevreye yayılma merkezi olan İstanbul, İzmir ve Ankara ayrıcalıklı bir konuma sahip olmuşlardır; kırsal belediyelerin kaynakları kentsel belediyelere aktarılmıştır; hangi yerleşmelerde sınai birikim için altyapı gerekiyorsa kaynaklar o yerleşmelerin belediyelerine doğru yönlendirilmiştir.

       Kapitalist üretim biçiminin feodal unsurları tümüyle tasfiye etmesi ya da feodal kalıntıları dönüştürerek kendi güdümüne alması, yerel yönetim sisteminde uygulamanın genelleştirilmesine olanak sağlamıştır. Ülkemizde bu açıdan 1970’li yıllar bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Bu yıllarda az gelişmiş ve bağımlı niteliğinden ötürü güdük bir yapıya sahip olsa da, kapitalizm artık gelişmesine engel olacak güçte ve kendi etkisinden bağımsız kalabilen her türlü toplumsal unsuru ortadan kaldırmıştır. Böylece yerel meclislerin hem kentsel hem kırsal belediyelerde kapitalistleşme sürecine geri çekici etkilerde bulunma devri bu yıllarda kapanmıştır.

        Ülkemizde yerel yönetimler, başlarda yerleşmeler arasında farklılaştırılmış, giderek ülke geneline yaygınlaştırılmış uygulamalar ile kapitalist yeniden üretimin koşullarını sağlayan birimler olmuşlardır. Bu işlev açısından tartışmasız biçimde başarılı oldukları açıktır. ‘’Çarpık kentleşme’’, ‘’sağlıksız yapılaşma’’ başarısızlıklarını göstermediği gibi, istihdam ettikleri personel sayısının miktarı, gelirlerinin devlet bütçesi içindeki oranı ya da zaman içinde merkeze çekilen kimi görevlerin bulunması ‘’güçsüz’’lüklerini kanıtlamaz. Çünkü kentleşme ve yapılaşmaya ilişkin sonuçlar kapitalist bünyenin sorunlarıdır.; personel, bütçe ve görevler ise bu birimlerin yalnızca hacmine ilişkin göstergelerdir. Yerel yönetimlerin ‘’güçlülüğü’’, ancak sosyoekonomik sistem içinde yüklendiği işlevler açısından değerlendirilebilir. Yerel yönetimler ancak böyle bir değerlendirmeyle kavramsallaştırılabilir. Bu kurumların sistem içindeki rolü, yeri, gücü ve başarısı; yerel yönetimlerle ilgili politikaların çözümlenmesi; yeni politikaların üretilebilmesi ancak böyle bir değerlendirme   sonucunda mümkün olabilir.

    

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.