İnstagram Üzerine Betimleme

Artık Her Ay Maaş Verilecek!

Volkswagen, maymunların mazotları solumalarına izin verdi

Teröristler Kaçacak Yer Arıyor!

ADAMLAR ve KADINLAR

Edebiyat 24 Mayıs 2015

Bir gün, bir adam girdi bir kadının hayatına. Kadın yaralıydı. Çok yaralı. İstemedi adamı. Tekrar incinmekten korkuyordu. Adam kadının yaralarını sarmak istiyordu. Ona yardım etmek, kıyısında olduğu uçurumdan çekip çıkarmak istiyordu kadını. Çok çabaladı kadının yüreğine girebilmek için. Ama bir türlü olmuyordu. Kadının çok sevdiği bir adam vardı. Onun yüzünden çok yaralanmıştı. Sonra duvarlar örmüştü çevresine. Kimseye kaldırmıyordu duvarlarını. Herkese olan güvenini yitirmişti. Yaşamak bile anlamsız geliyordu. Yılmadı adam. Çok denedi. Kadının ne zaman yaraları kanasa adam koşup sardı yaralarını. Kanamasına izin vermedi. Kanayacak gibi olduğunda sevgisini bastırdı kadının yaralarının üzerine. Tedavi ediyordu kadını. İyileşiyordu kadın. Yaraları kapanmaya başlamıştı yavaş yavaş. Uzun zaman sonra ilk defa nefes aldığını, yaşadığını, sevildiğini hissediyordu kadın. Adamın sevgisinin sıcaklığı sarıyordu yüreğini. Çevresine ördüğü duvarlar yıkılıyordu yavaş yavaş. Korkmuyordu artık kadın. Adamın sevgisi sürdükçe yaralanmayacağını, yaralansa bile adamın iyileştireceğini biliyordu çünkü. Adam, kadının yüreğine girmeyi başarmıştı. Ama itiraf edemiyordu kadın. Kendine bile itiraf edemezken adama nasıl söyleyebilirdi? Adam, kadının ona aşık olmasını istiyordu. Kadınla konuşurken bunu söylemeye çalışıyordu. Ama bir türlü söyleyemiyordu. Kadının tüm yaraları kapandı. Ruhunda tekrar papatyalar açtı. Kadın yaşamaya başladı. Hepsi adamın sayesindeydi. Adam hayata döndürmüştü onu. Kadının daha fazla yaralanmasına, parçalanmasına izin vermemişti. Üstelik adam da yaralıydı. Onu da parçalamışlardı. Adamın yaralarını da kadın sardı. Yaralarından öptü onu. Yaralı yüreğinden öptü. Kadının öpüşü hayata döndürdü adamı. Yaşadığını hissettirdi. Birbirlerini hayata döndürmüşlerdi. Artık sadece onlar vardılar.Adam kadına sürekli onu kendine aşık ettiğini söylüyordu. Daha fazla dayanamadı kadın. Yüreğinde saklayamadı aşkını. Kalbini, adamın kalbi yaptı. Kalbim dedi adama. Öyleydi. Adam, kadının kalbiydi. O olmazsa yaşayamazdı. Ama korkmuyordu. Adamın gitmeyeceğini biliyordu çünkü. Ne olursa olsun onu bırakmazdı adam, gitmezdi. Yaralamazdı onu. Öyle demişti. Her kötü olduklarında birbirlerinin yanına koşup iyileşiyorlardı. Artık tüm sevgisi adamaydı. Her şeyini seviyordu adamın. Sesini, gülüşünü, adını söyleyip bir süre sustuktan sonra sana aşığım deyişini, susmalarını, gülüşmelerini, telefonun öbür ucundaki nefes alışverişlerini bile seviyordu. Şiir gibi gülüyordu adam. Gülüşü tüm şiirleri kıskandıracak cinstendi. Kadın böyle diyordu adama. Adam utanıyordu. ”Yanılıyorsun. O cinsten değil benim gülüşüm.” diyordu. Güldü kadın. ”Sen benim hayatımdaki en mükemmel şeysin.” dedi. ”Ben mükemmel değilim.” dedi adam. Kadın mükemmel olduğunu adama kanıtlayacağına dair söz verdi. Her fırsatta ne kadar mükemmel olduğunu hatırlatıyordu ona. Beraber yaşlanmayı istiyorlardı. Çocuklarının olmasını, beraber uyuyup, beraber uyanmayı, sarılmayı, koklamayı. Hep bunların hayalini kurdular. Hayali bile mutlu ediyordu onları. Birbirlerine aitlerdi. Dünya sadece onlardan ibaretti sanki. Her şey çok güzeldi. Kadın rüyada gibiydi sanki. Adam onu çok seviyordu. Bunu hissediyordu kadın. Yüreğinde hissediyordu. Adamın sevişi bile güzeldi. Gün geçtikçe daha çok bağlanıyorlardı birbirlerine. Adam ”Sensiz yapamam. Beni bırakıp gitme yalvarırım.” diyordu kadına. Zamanla adam kadını yaralamaya başladı. Kadın aldırmadı. Zaten ilk yaralanışı değildi. Varsın kalbini kalbi yaptığı adam da yaralasındı. Canımın içi diyordu kadın adama. Canıydı adam onun. Bu kadar sevginin başka bir açıklaması olamazdı. Kadın, adamın gökyüzüydü. En sevdiğiydi. Öyle derdi adam. Adam her gökyüzüm dediğinde papatyalar açardı kadının yüreğinde. Sonra her şey değişti. Adam eskisi gibi değildi. Sürekli yaralıyordu kadını. Her gün ağlatıyordu. Sessiz sessiz ağlıyordu kadın. Hiçbir şey belli etmiyordu adama. Adamın nasılsın sorularına iyiyim diye cevap veriyordu hep. Adamın üzülmesini istemiyordu çünkü. Ama dayanamıyordu. Çok fazla yaralamıştı adam onu. Kanıyordu yaraları. Adamın yaraları iyileşmişti. Kadın iyileştirmişti onu. İyileşince de kadını yaralamaya başlamıştı. Çok canı yanıyordu kadının. Çok acı çekiyordu. Ama yinede kıyamıyordu canından çok sevdiği adama. Bırakıp gidemiyordu onu. Adamı göğsüne yatırıp sımsıkı sarılmak, saçlarını öpüp koklamak istiyordu. Dayanamadı kadın. Adama söyledi ne kadar acı çektiğini. Uyardı onu. Adam bir daha aynı şeyleri yapmayacağına dair söz verdi kadına. ”Gitmeni istemiyorum.” dedi. Gitmedi kadın. Kaldı adamın yanında. Ama olmuyordu. Adam düzelmiyordu. Sanki birkaç ay önce kadına aşık olduğunu söyleyen o değilmiş gibi davranıyordu. Soğumuştu kadından. Sevgisi tükenmişti. Artık değersizleşmişti kadın onun gözünde. Eskisi gibi değildi adam. Kadın hissediyordu. Bunu adama söylediğinde adam yeter diye bağırıp duruyordu. Pes etmedi kadın. Aşkı için savaştı. Dayanmaya çalıştı. Bir türlü vazgeçemiyordu canının içinden. Bir türlü kıyamıyordu ona. Bırakıp gidemiyordu. Hırçınlaştı kadın. Adamı kırmamak için ona söyleyemediği tüm her şeyi çevresindekilere söylüyordu. Herkesi incitiyordu da adama bir şey diyemiyordu. Bir gün kavga ettiler. Birbirlerinin canlarını yakmak istediler. Kadın bir sürü şey söyledi. Parçalandı adam. Sonra anlattı. Başka bir kadını sevdiğini. Öldürdü kadını. Ama yetmedi adama. O kadını nasıl öptüğünü anlattı. Neler yaptıklarını, neler yaşadıklarını. Dayanamadı kadın. Herkesin içinde oturup ağlamaya başladı. ”Bunu bana neden yaptın? Bunları hak edecek ne yaptım ben?” diye sordu adama. ”Öldürdün.” dedi adam. Oysa kadın çoktan ölmüştü adam yüzünden. Yine de sesini çıkarmamıştı. Başka bir kadınındı artık adam. Ona aitti. Onu öpecek, ona sarılacaktı. Düşündükçe deliriyordu kadın. Canımın içi dediği adama bir kez bile sarılamamışken, kokusunu bir kez bile içine çekememişken, onu bir kez bile görememişken başka bir kadına ait olmuştu adam. Daha fazla dayanamadı kadın. Adama söylediği son şey ”Hoşça kal.” oldu. ”Gitme.” dedi adam. Hiçbir şey demedi kadın. Gitti. Durdurmaya çalışmadı adam. Umurunda değildi. Kadın olmadan da yaşayabilirdi. Kadın, öldü o gün. Her saniye ağlıyordu. Gözyaşları hiç dinmiyordu. Hani yaralamayacaktı onu adam? Gitmeyecekti, bırakmayacaktı. Ruhunda sarılamayacak kadar çok yara açıldı kadının. Ama aldırmıyordu. Ölü bir kadın hiçbir şey hissedemezdi. Çok bekledi adamı. Belki pişman olur döner diye çok bekledi. Dönmedi adam. Kadın, adamın aklına bile gelmiyordu. O mutluydu. Başka kadına seni seviyorum diyordu artık. Ona aşıktı. Ona sarılıyor, onu öpüyordu. Kadın çok salak olduğunu düşündü. Yıkılamayacak kadar kalın duvarlar ördü etrafına. Kalbiydi adam onun. Kalbi yoktu artık. Nasıl yaşayacaktı? Nasıl nefes alacaktı? Adam, canının içiydi kadının. O günden sonra canının acısı oldu. Kadın, gökyüzüydü adamın. O günden sonra hiç durmadı yağmurlar. Hep ağladı gökyüzü. Adam, yanındaki kadını korudu yağmurlardan. Peki kadın mıydı bırakıp giden? Yoksa gitmesine izin verdiği için adam mıydı terk eden? İkiden bir çıkınca bir kalıyordu. Adam biliyordu. Kadının matematiği iyi değildi, hesaplayamadı. Yarım kaldı.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.