Kapat

Orhan Pamuk- Kafamda Bir Tuhaflık

Anasayfa
Edebiyat Orhan Pamuk- Kafamda Bir Tuhaflık

Bu kitap tam 6 senede yazıldı Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk tarafından. Okuyucuların bir kısmı yere göğe sığdırılamadı, bazıları ise hayal kırıklığına uğradı. Kitabın yazılması bu kadar uzun sürünce çoğu Orhan Pamuk hayranının beklentisi oldukça büyüktü tabi. Ama hep demişimdir; bir kitap ne kadar başarılı olursa olsun, okumadan önce hiçbir zaman beklentinizi yüksek tutmamalısınız! Beklenti yüksekse -kitap ne kadar iyi olsa da- o beklentinizi karşılaması pek olası olmuyor.

Peki nedir okurları ikiye ayıran “Kafamda Bir Tuhaflık” kitabının konusu?

B-hOiwUCAAAbR7d

Mevlüt, on iki yaşındayken okumak amacıyla Beyşehir’deki köyünden babasının ve amcasının yanına İstanbul’a gider. Orda babasıyla birlikte bir gecekonduda yaşar ve okuldan arta kalan zamanlarında boza satışlarına çıkar. Babası için bu iş ‘hamallık’ tan farksızdır. Akrabaları İstanbul’da geçinmenin bir yolunu bulmuş olsa da babası ve Mevlüt için şans kapıyı çalmamıştır.

Başlarda Mevlüt için her şey güzel gider. Lise çağlarına geldiğinde sağ- sol davaları artmıştır. Mevlüt hiçbir zaman bir tarafı desteklememiş olsa da Kürt olan arkadaşı Ferhat’ın yanındayken onun tarafında, kuzenlerinin yanındayken de kuzenlerinin tarafındaymış gibi davranır. Hem olaylar, hem darbe, hem de Mevlüt’ ün gençliğinin getirdiği aklı havadalık sayesinde okulu yarım bırakır. Babasının yanından ayrılır ve garsonluk yapmaya başlar.

Yıllar sonra kuzeni Korkut’ un düğününde gördüğü güzel gözlü bir kıza aşık olur. Korkut’un kardeşi Süleyman sayesinde kızın adının Rayiha olduğunu öğrenir ve kendisine aşk mektupları yazmaya başlar.

Olayların bu kısmında empati yapıp kendimizi kahramanımız Mevlüt’ ün yerine koyalım. Birisine görür görmez vuruluyorsunuz. Kuzeniniz sayesinde kızın ismini öğrenip tam üç sene aşk mektupları yazıyorsunuz. Askerde olduğunuzda bile bu mektuplar devam ediyor. Askerden sonra kızın köyüne gidip de kızı kaçırmaya kalktığınızda (kuzeninizin de yardımıyla) kızın, aslında sevdiğiniz kız değil de çirkin ablası olduğunu görüyorsunuz. Kuzeninizin sizi kandırarak yanlış kardeşin ismini verdiğini anlıyorsunuz ama iş işten geçmiş oluyor. Bu durumu kaçımız kabulleniriz de sessiz kalırız orası muamma.

Ama Mevlüt ‘Her işte bir hayır vardır elbet’ düşüncesiyle kabullenip kimseye bir şey söylemiyor, evleniyor Rayiha’ sıyla. Bir zaman sonra mektupları Rayiha’ya yazdığına kendini de ikna ederek aşık oluyor eşine. Hayatının en mutlu yıllarını geçiriyor.

O dönemlerde boza satışları da maalesef azalmaya başlıyor. Bir gece gaspçıların saldırısına uğrayan Mevlüt, geçimini sağlamak için pilav, dondurma satmaya, büfelerde çalışmaya başlıyor. Ülkemiz insanının değişimini ve tutumlarını öğreniyoruz sokak satıcısı Mevlüt’ün sayesinde.

Her şey güzel giderken, Süleyman Rayiha’ ya yıllar önceki mektuplarla ilgili imalarda bulunur ve Rayiha kıskançlık krizlerine girer. O dönemlerde üçüncü çocuğuna hamile kalır ama bu çocuğu istemez. Düşük yapmak için çabalaması hayatıma mâl olur.

Mevlüt için hayatının en zor dönemleri başlar. Elinde iki çocuğuyla Rayiha’ sız yaşamanın acısını yaşar. Tekrar bozacılığa başlar. Yıllar sonra kızları da yuvadan uçunca yalnız kalan Mevlüt, zamanında aşık olduğu Rayiha’nın kız kardeşi Samiha’ya kavuşmak için bir şans daha elde eder.

Kitap, bir aşk hikayesi olarak görülse de aslında mottosu “Kalbin mi, yoksa dilin mi; niyetin mi yoksa, kısmetin mi önemli olduğu sorusuyla” ilgili. Mutluluk veya mutsuzluğu biz mi seçiyoruz? Mevlüt, yıllar boyu hep bu soruların cevabını arıyor. Onun için sokaklar düşünmek için ideal. O düşünürken biz de bir bozacının gözüyle İstanbul’un değişimini görüyoruz. Gecekonduların, insan düşüncelerinin, aile içi çatışmaların yıllar geçtikçe geçirdikleri evrimleri okuyor ve yaşıyoruz.

Kitaptaki yan karakterler de hikayeye ara ara kendi sözleriyle dahil oluyor, bize açıklamalar yapıyorlar. Onlarla sohbet ettiğinizi hissedebiliyorsunuz.

Kitaptan alıntılar;

  • -Ben yalnızca yürürken düşünebilirim. Durduğumda düşüncelerim de durur; benim kafam bacaklarımla hareket eder.
    J.J. Rousseau, İtiraflar
  • “Bu macera bana şunu öğretti: Evet, bütün dünya Türk’ün düşmanıdır, ama Türk’ün en büyük düşmanı Türk’ün kendisidir. Bakülü kızlar nefret ettikleri Ruslardan her türlü serbest davranışı öğrenmişlerdir aslında. Ama sonunda Azeri erkeklerini tercih ederler. Öyleyse hanımefendi, zaten benim kendimi senin için tehlikeye atmamın anlamı yok.
  • “Boo-zaa,” dedi sokağa çıkınca. Haliç’e doğru, sonsuzluğa gider gibi inen bir sokaktan aşağı yürürken, gözünün önünde Süleyman’ın balkonundan gördüğü manzara canlandı. Şehre söylemek, duvarlara yazmak istediği şey şimdi aklına gelmişti işte. Bu hem resmi, hem şahsi görüşüydü; hem kalbinin hem de dilinin niyetiydi: “Ben bu âlemde en çok Rayiha’yı sevdim,” dedi Mevlüt kendi kendine.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir